|
|
ilhak NEDİR?
Biz bu sorunu en açık biçimde tezlerimizde ele aldık [30*]
Polonyalı yoldaşlar buna yanıt vermediler: onlar, (sayfa 165) ısrarla
(1) ilhaklara karşı olduklarını belirterek, (2) ilhaklara niye karşı
olduklarını açıklayarak asıl konuyu tartışmaya yanaşmadılar. Kuşkusuz,
bunlar çok önemli sorunlardır. Ama bunlar, başka tür sorunlardır. Eğer
ilkelerimizin teoride sağlam bir temele dayanmasını istiyorsak, eğer bu
ilkelerin açıkça ve tam olarak ifade edilmesini istiyorsak, ilhakın ne
olduğu sorununa yanaşmamazlık edemeyiz çünkü biz bu kavramı, siyasal
propaganda ve ajitasyonumuzda kullanmaktayız. Yoldaşlar arası bir
tartışmada bu sorundan kaçılması, ancak, kendi tutumumuzu terkettiğimiz
biçiminde yorumlanabilir.
Niçin bu sorun üzerinde durtıyoruz? Konuyu ele alırken bunu açıkladık.
Çünkü "ilhaka karşı çıkmak, ulusların kaderlerini tayin hakkını
tanımaktan başka bir şey değildir".
İlhak kavramı genellikle şunları
içerir:
1) Zor kavramını (zorla kendine bağlama);
(2) başka bir ulus
tarafından ezilme kavramını ("yabancı" bölgelerin ülke topraklarına
katılması vb.), ve, bazan da
(3) statükonun bözulması kavramını. Biz
tezlerde bunu belirttik ve herhangi bir eleştiriyle de karşılaşmadık.
Sosyal-demokratlar genel olarak zorun kullanılmasına karşı olabilirler
mi diye sorulabilir. Besbelli ki, olamazlar. Bu demektir ki, biz,
ilhaklara, zorla gerçekleştirildiği için değil, başka nedenlerle
karşıyız. Sosyal-demokratlar statükodan yana da olamazlar. Ne kadar
evirip çevirirseniz, gene de ilhak, bir ulusun kendi kaderini tayin etme
hakkının çiğnenmesidir, halkın iradesine karşı olarak devlet
sınırlarının saptanmasıdır.
İlhaklara karşı olmak, ulusların kaderlerini tayin etme hakkından yana
olmak demektir. "Herhangi bir ulusun belli bir devletin sınırları içinde
zorla tutulmasına karşı" olmak, ulusların kaderlerini tayin ilkesinden
yana olmakla birdir (biz, tezlerimizin IV. kesiminde[31*] aynı fikrin bu
biraz değişik (sayfa 166) ifadesini özellikle kullandık, ve Polonyalı
yoldaşlar, I'inci bölümün, 4'üncü paragrafının başlangıcında, bize tam
açıklıkla yanıt vererek "ezilen ulusların ilhakçı devletin sınırları
içinde zorla tutulmasına karşı olduklarını" belirttiler). Biz,
sözcüklerin anlamı üzerine tartışmaya girişmek istemiyoruz. Eğer
programında (ya da herkesi bağlayanbir kararında, biçim önemli değildir)
ilhaklara karşı olduğunu,[32*] ezilen ulusların kendi devletinin
sınırları içinde zorla tutulmasına karşı olduğunu ilân etmeye hazır bir
parti varsa, biz bu parti ile tam bir ilke birliği halinde olduğumuzu
söylemeye hazırız. "Ulusların kaderlerini tayin hakkı" deyimine sarılmak,
saçma birşeyolur. Ve eğer bizim partimizde, programın 9. paragrafının
sözcüklerini ve formüle ediliş biçimini, bu zihniyetle değiştirmek
isteyen kimseler varsa, biz, bu yoldaşlarla görüş ayrılığını bir ilke
ayrılığı saymayız!
Burada önemli, olan tek şey siyasal açıklıktır ve sloganlarımızın teorik
bakımdan olgunluğudur.
Bu sorun üzerindeki sözlü tartışmalar sırasında (ve sorunun özellikle
şimdi, savaş koşulları içinde önemi kimse tarafından tartışılmamaktadır)
şu iddia ileri sürüldü (buna basında raslamadık): Belirli bir kötülüğe
karşı çıkmak, mutlaka bu kötülüğü ortadan kaldıran olumlu bir kavramın
benimsendiği anlamını taşımaz. Bu iddianın sakat olduğu açıktır, ve
herhalde bundan ötürüdür ki, basında hiç bir yerde yinelenmedi. Eğer bir
'sosyalist' parti, "ezilen bir ulusun onu ilhak etmiş olan devletin
sınırları içinde zorla tutulmasına karşı" olduğunu ilan ediyorsa, bu
parti, iktidara geldiğinde aynı şeyi zorla yapmama taahhüdüne giriyor
demektir.
Kuşkusuz, eğer yarın Hindenburg Rusya'ya karşı bir yarı-zafer elde
ederse, ve bunun sonucunda (İngiltere'nin ve Fransa'nın, çarlığı bir
ölçüde zayıf düşürme özlemlerine karşılık olarak) bir yeni Polonya
devleti kurulursa (ki bu, kapitalizmin (sayfa 167) ve emperyalizmin
iktisadi yasaları bakımından pekâlâ "gerçekleşebilir" bir şeydir), ve
sonra da, ertesi gün, sosyalist-devrim, Petrograd'da, Berlin'de ve
Varşova'da muzaffer olursa, Polonya sosyalist hükümeti de, Rus ve Alman
sosyalist hükümetleri gibi, örneğin Ukraynalıların "Polonya devletinin
sınırları içinde", "zorla tutulmasına" karşı çıkacak, buna son
verecektir. Ve eğer, Gazete Robotnicza'nın yazıkurulu üyeleri bu
hükümete katılmış bulunurlarsa, kuşkusuz, bunlar, "tezlerinden"
vazgeçecekler ve böylelikle "ulusların kaderlerini tayin hakkının
sosyalist bir toplumda uygulanamayacağı" yolundaki "teorilerini"
reddedeceklerdir. Eğer biz böyle düşünmeseydik, gündemimize Polonyalı
sosyal-demokratlarla yoldaşça tartışma diye bir şey yazmazdık, onları
şovenler sayarak kendilerine karşı amansız bir savaşa girişirdik.
Diyelim ki, ben, herhangi bir Avrupa kentinin sokaklarına çıkarak,
kendime bir köle satın almama izin verilmediği için açıkça protestoda
bulunsaydım ve bunu basında da yayınlasaydım; hiç kuşkusuz herkes, beni,
bir köle sahibi, kölelik ilkesinin ya da sisteminin bir savunucusu
saymakta haklı olurdu. Ve kimse, benim kölelikten yana olan
sempatilerimin, ("ben kölelikten yanayım" gibi) olumlu bir biçimde değil
de, bir protestonun olumsuz biçimde ifade edilmesi nedeniyle aldanmış
olmazdı. Bir siyasal "protesto", bir siyasal programın mutlak
karşılığıdır; bu, o kadar belli bir şeydir ki, bunu açıklamak zorunda
kalmak, insanı rahatsız ediyor. Durum ne olursa olsun, biz, hiç değilse
Zimmerwald solunda (Zimmerwald grubundan bir bütün olarak sözetmiyoruz,
çünkü Martov ve öteki kautskiciler de bu gruptadırlar), bir siyasal
protestoyu siyasal programdan ayıracak, birini ötekinin karşıtı gibi
gösterecek vb. kimselere III. Enternasyonalde yer olmayacaktır
dediğimizde, herhangi bir "protesto" ile karşılaşmayacağımıza kesin
olarak inanıyoruz.
Sözcükler üzerinde pazarlığa girişecek değiliz, Polonyalı
sosyal-demokratların, bir yandan partimiz programının, 9. maddesinin (kendi
programlarının ilgili maddesini de), ve aynı biçimde Enternasyonalin
programının ilgili maddesini (1896 Londra Kongresi kararı) kaldırma
yolundaki önerilerini ve öte yandan da "eski ve yeni ilhaklar",
konusunda olduğu gibi "ezilen bir ulusun onu ilhak etmiş olan devletin
sınırları içinde zorla tutulması" konusunda da kendi siyasal görüşlerini
pek yakında resmen formüle etme yolunda çaba harcayacaklarını kuvvetle
umuyoruz. -Bundan sonraki soruna geçelim.
LENIN |