|
|
ULUSAL SORUNDA MARKSİST VE PRUDONCU
GÖRÜŞ
Marx, küçük-burjuva demokratlardan farklı olarak, istisnasız bütün
demokratik istemleri mutlak bir şey değil, burjuvazinin güdümündeki halk
yığınlarının feodalizme karşı savaşımının tarihsel bir ifadesi saymıştır.
Bu istemlerin içinde bir teki bile yoktur ki, belirli koşullar altında
burjuvazinin elinde işçileri aldatmak için bir araç görevi yerine
getirmesin, getiremesin ve fiilen getirmiş olmasın. Siyasal demokrasinin
istemlerinden bir tekini bu bakımdan ayırdetmek, özellikle de ulusların
kaderlerini tayin etme hakkını ele alıp, geri kalan demokratik
istemlerin karşısına dikmek, teoride temel bir yanlıştır. Pratikte
proletarya, ancak, cumhuriyet istemi dahil, tüm demokratik istemler
uğruna savaşmını, burjuvaziyi devirmeyi amaçlayan devrimci savaşıma
bağımlı kılarsa, kendi bağımsızlığını koruyabilir.
Öte yandan, ulusal sorunu "toplumsal devrim adına yadsımış olan"
prudoncuların tersine, Marx, her şeyden önce, gelişmiş ülkelerdeki
proletaryanın sınıf savaşımının çıkarlarını gözönünde bulundurarak,
enternasyonalizmin ve sosyalizmin temel ilkesini ileri sürmüştür: özetle,
başka ulusları ezen bir ulusun özgür olamayacağını söylemiştir. Marx'ın 1848'de Almanya'da muzaffer demokrasinin, Almanlar tarafından
ezilen ulusların özgürlüğünü tanıması ve bu özgürlüğü vermesini istemesi,
Alman devrimci işçi hareketinin çıkarları bakımındandır.
1869'da, Marx, İrlanda'nın İngiltere'den ayrılmasını, hem de "bu
ayrılmayı bir federasyon izleyecek olsa da ... " istemesi, İngiliz
işçilerinin devrimci savaşımı açısındandır. Marx, ancak bu istemi ileri
sürmekle, İngiliz işçilerini enternasyonalizm zihniyeti içinde,
gerçekten eğitmekteydi. O, aradan yarım yüzyıl geçtiği halde, bugün
bile, İrlanda "reformunu" gerçekleştirmemiş olan oportünistlerle burjuva
reformizmini, belirli bir tarihsel görevin devrimci çözümü ile
karşılaştırabilirdi. Marx, ancak bu şekilde, küçük ulusların ayrılma
özgürlüğünün pratik değeri olmayan bir hayal olduğunu ve yalnızca
iktisadi değil, siyasal merkezileşmenin ilerici bir şey olduğunu bas bas
bağıran sermaye sözcülerine karşı, böyle bir merkezileşmenin ancak
emperyalist nitelik taşımadığı zaman ilerici olabileceği, ve ulusların
zorla değil, ancak bütün ülkelerin proleterlerinin özgürce birleşmesiyle
biraraya getirilebileceği görüşünü savunmuştur. Ancak böylelikle Marx,
ulusların eşitliğinin ve kendi kaderlerini tayin hakkının yalnızca sözde
kalan ve çoğu kez ikiyüzlüce tanınmasına karşı, ulusal sorunun çözümünde
de yığınların devrimci eylemini savunmuştur. 1914-1916 emperyalist
savaşı, ve bu savaşın sergilemiş olduğu oportünistlerin ve
kautskicilerin kirli çamaşırları ve ikiyüzlülükleri, Marx'ın çizgisini
parlak bir biçimde doğrulamıştır; bu çizgi, bütün ilerici ülkeler için
örnek olmalıdır, çünkü bunların hepsi şu anda başka ulusları
ezmektedirler.
LENIN |