|
|
ULUSAL SORUNDA "PRATİK OLMA"
Programımızın 9. maddesinde "pratik" değer taşıyan hiç bir şey olmadığı
yolunda Rosa Luxemburg'un iddiasını, oportünistler hemen benimsediler.
Rosa Luxemburg, bu iddiaya o kadar gönül bağlamıştır ki, yazısının bazı
yerlerinde bu "formül" tek bir sayfa içinde sekiz kez yinelenmektedir.
Şöyle yazıyor:
9: madde, "proletaryanın günlük siyasetine pratik anlamda yön
vermemektedir, bu maddede ulusal sorunların pratik çözümü yoktur"
Yazının başka bir yerindeki, 9. maddenin, ya anlamsız olduğu ya da bizi
bütün ulusal özlemleri desteklemeye zorunlu kıldığını ima eder biçimde
formüle edilen iddiayı inceleyelim.
Ulusal sorunda "pratik olma" istemi ne anlama gelir?
Ya bütün ulusal özlemlerin desteklenmesi; ya her ulusun ayrılma sorununa
"evet" ya da "hayır" yanıtının verilmesi; ya da, ulusal istemlerin genel
olarak "pratikte uygulanabilir" oldukları anlamına gelebilir.
"Pratik olma" isteminin taşıması mümkün olan bu üç anlamını ayrı ayrı
inceleyelim.
Her ulusal hareketin başlangıcında, doğal olarak, hegemonyayı (önderliği)
elinde tutan burjuvazi, bütün ulusal özlemleri desteklemeyi pratik bir
davranış sayar. Ama, burjuvazi, ulusal sorunda proletaryanın
siyasetini (öteki sorunlarda olduğu gibi) ancak belli bir doğrultuda
destekler; bu siyaset, burjuvazinin siyasetiyle hiçbir zaman tam
uygunluk haline gelemez. İşçi sınıfı, burjuvaziyi (burjuvazinin tek
başına sağlayamayacağı ve ancak tam bir demokrasi ile gerçekleşebilen)
ulusal barışı sağlamak için, eşit haklar sağlayabilmek ve sınıf
savaşımının gerekli koşullarını yaratabilmek için destekler. Onun için
burjuvazinin pratikliğine karşı, proleterler, ulusal sorunda, kendi
ilkelerini ileri sürerler ; onların burjuvaziye sağladıkları destek,
ancak koşula bağlı olabilir. Ulusal sorunlarda burjuvazi, her zaman
kendi ulusu için ayrıcalıklar ya da özel üstünlükler elde etmeye çalışır;
ve buna "pratik olma" denir. Proletarya her türlü ayrıcalığa, her
türlü istisnai işleme karşıdır. Proletaryanın "pratik olmasını"
isteyenler, burjuvazinin kuyruğuna takılmaktadırlar, oportünizme
düşmektedirler.
Her ulusun ayrılma hakkı için "evet" ya da "hayır" biçiminde bir yanıt
istemek, pek "pratik" bir tutum gibi görünmektedir. Gerçekte bu,
saçmadır; böyle bir tutum, teoride metafizik bir anlayışı gösterir,
pratikte ise, proletaryanın burjuvazinin siyasetine boyun eğmesi
anlamını taşır. Burjuvazi, her zaman, kendi ulusal istemlerini ön plana
çıkartır. Bunları kesinlikle ileri sürer. Ama proletarya için bu
istemler, sınıf savaşımının çıkarlarına bağımlıdır. Teorik
bakımdan, belirli bir ulusun başka bir ulustan ayrılmasının ya da bu
ulusun bir başka ulusla eşitliğinin, burjuva demokratik devrimi
tamamlayıp tamamlamayacağını önceden kestirmek olanaksızdır. Her iki
halde de proletarya için önemli olan şey, kendi sınıfının
gelişmesini güvence altına almaktır. Burjuvazi için önemli olan
şey, bu gelişmeyi baltalamak ve "kendi" ulusunun amaçlarını
proletaryanınkilerden öne almaktır. Bu nedenle proletarya, kendi
kaderini tayin etme hakkının tanınması isteminin, deyim uygun düşerse,
olumsuz yönüyle yetinir ve hiç bir ulusa başka bir ulusun sırtından
üstünlükler güvencesi vermeye, bu konuda taahhütlerde bulunmaya
kalkışmaz.
Bu pek "pratik" bir davranış olmayabilir; ama gerçekte bu, mümkün olan
çözümlerin en demokratik olanının başarılması için, en iyi güvencedir.
Proletarya, yalnızca bu güvencelerin gereğini duymaktadır, her ulusun
burjuvazisi ise, başka ulusların durumu ne olursa olsun (başka ulusların
zararına olsa da) kendi çıkarlarının güvence altına alınmasını ister.
Burjuvazi, belirli bir isteminin "pratik olup olmamasıyla yakıdan
ilgilidir - başka ulusların burjuvazisiyle, proletaryaya karşı
anlaşmalar arama siyaseti hep buradan gelmektedir. Ama proletarya
için önemli olan, kendi sınıfını, burjuvaziye karşı güçlendirmek
ve yığınları tutarlı demokrasi ve sosyalizm anlayışı içinde eğitmektir.
Oportünistler, bunun, "pratik" olmadığını düşünebilirler, ama feodallere
ve milliyetçi burjuvaziye karşın, azami ulusal eşitlik ve barış
sağlamanın biricik gerçek güvencesi budur.
Ulusal sorunda proleterlerin görevinin tümü, her ulusun milliyetçi
burjuvazi açısından "pratik" değildir, çünkü her türlü milliyetçiliğe
karşı olan proleterler "soyut" eşitlik istemektedirler , onlar ne kadar
önemsiz görünürse görünsün, ilke olarak hiç bir ayrıcalığın
olmamasını istemektedirler. Bunu kavrayamayan Rosa Luxemburg,
pratikliği akılsızca övmesiyle, oportünistlere, özellikle de Büyük-Rus
milliyetçiliğine, gerçek oportünist ödünlere kapıyı ardına kadar
açmıştır.
Niçin Büyük-Rus milliyetçiliği? Çünkü Rusya'da, Büyük- Ruslar, ezen bir
ulustur, ve ulusal sorunda oportünizm, elbette ki ezilen uluslar
arasında, ezen uluslar arasında ifade edildiğinden başka şekilde ifade
edilecektir.
Ezilen ulusların burjuvazisi, istemlerinin "pratik" olduğu
iddiasıyla, proletaryayı, özlemlerini kayıtsız şartsız desteklemeye
çağıracaktır. Belirli bir ulusun ayrılma hakkı için yalnızca 'bir
"evet" demek, ayrılmaya hakkı olan bütün ulusların lehine olarak "evet"
demekten daha pratiktir.
Proletarya, bu tür pratikliğin karşısındadır. Proletarya, eşitliği
ve ulusal devlet kurma hakkı eşitliğini tanırken, bütün ulusların
proleterlerinin birliğine pek büyük değer verir, ve her ulusal
istemi, her ulusun ayrılma hakkını işçilerin sınıf savaşımı
açısından değerlendirir. Pratikliğe çağrı, burjuva
özlemlerinin kayıtsız şartsız kabulüne çağrıdan başka bir şey, değildir.
Bize şöyle deniyor: ulusların ayrılma hakkını desteklemekle, ezilen
ulusların burjuva milliyetçiliğine de destek olmaktasınız. Rosa
Luxemburg'un dediği budur, ve likidatörlerin gazetesinde bu sorunda
likidatörce görüşlerin biricik temsilcisi olmayan oportünist Semkovski
ona yankı olmaktadır!
Bizim buna yanıtımız şudur: hayır, bu sorunda "pratik" bir çözüm,
burjuvazi için önemlidir. İşçiler için önemli olan, iki akımın
ilkelerini ayırdetmektir. Eğer ezilen ulusun burjuvazisi, ezen
burjuvaziye karşı savaşırsa, biz, her zaman ve her durumda, herkesten
daha kararlı olarak bu savaştan yanayız; çünkü biz, zulmün en amansız ve
en tutarlı düşmanlarıyız. Ama ezilen ulusun burjuvazisi, kendi öz
burjuva milliyetçiliğinin çıkarlarını savunuyorsa, biz ona karşıyız.
Ezen ulusun ayrıcalıklarına ve zulmüne karşı savaşırız, ama
ezilen ulusun kendisi için ayrıcalıklar sağlama yolunda çabalarına
destek olmayız.
Eğer ulusların ayrılma hakkı sloganını ileri sürmez ve onu savunmazsak,
o zaman ezen ulusun yalnızca burjuvazisinin değil, ama feodallerinin ve
despotizminin de oyununa gelmiş oluruz. Kautsky, bu görüşü, Rosa
Luxemburg'a karşı çok eskiden savunmuştur ve ileri sürdüğü kanıtlar
çürütülemez. Rosa Luxemburg, Polonya milliyetçi burjuvazisini "desteklememe"
çabasıyla, Rus marksistlerinin programındaki ulusların ayrılma hakkını
reddederken, gerçekte Rus kara-yüzlerine destek olmaktadır. O, gerçekte,
Büyük-Rusların ayrıcalıkları (ayrıcalıktan daha kötüsü) karşısında,
oportünistçe teslimiyete destek olmaktadır.
Polonya'daki milliyetçiliğe karşı savaşıma dalan Rosa Luxemburg,
Büyük-Rus milliyetçiliğini unutmuştur; oysa Büyük-Rus milliyetçiliği, şu
anda en güçlü olanıdır, bu milliyetçilik, daha az burjuva ve daha çok
feodal olanıdır, ve demokrasi ile proletaryanın savaşımı önünde en büyük
engel budur. Her ezilen ulusun burjuva milliyetçiliği, zulme karşı
yönelmiş olan genel bir demokratik içerik taşır, ve bizim ulusal
ayrıcalıklar sağlama eğiliminden bunu kesin olarak ayırdederek;
Polonyalı burjuvanın Yahudilere zulmetme eğilimine karşı savaşım vererek
vb., vb. kayıtsız şartsız desteklediğimiz işte bu içeriktir.
Bu, bir burjuvanın ve bir darkafalının görüş açısından "pratik" olmayan
bir davranıştır. Bu, ilkelere dayanan ve demokrasiyi, özgürlüğü ve
proletaryanın birliğini gerçekten, ileriye götüren ulusal sorundaki
biricik pratik siyasettir.
Bütün ulusların ayrılma hakkını tanımak; her somut ulusal ayrılma
sorununu, eşitsizliği, her türlü eşitsizliği, her türlü ayrıcalığı
ortadan kaldırma açısından değerlendirmek.
Ezen bir ulusun durumunu inceleyelim. Başka ulusları ezen bir ulus özgür
olabilir mi? Olamaz. Büyük-Rus halkının[10*] özgürlüğünün gerçekleşmesi
böyle bir zulme karşı savaşımı gerektirmektedir. Ezilen ulusların
hareketlerinin uzun zamandan beri süregelen bastırılmaları tarihi, bu
zulüm lehine "yukarı" sınıflar tarafından yürütülen sistemli propaganda,
Rus halkının özgürlük davasının önünde, ön yargılar vb. biçiminde,
koskoca engeller yaratmıştır.
Büyük-Rus kara-yüzleri, kasıtlı olarak, bu, önyargıları beslemekte ve
körüklemektedirler. Büyük-Rus burjuvazisi, bunları hoşgörüyle
karşılamakta ya da bunlara destek olmaktadır. Bu önyargılara, karşı
sistemli bir savaşıma, girişmedikçe, Büyük-Rus proletaryası kendi
amaçlarına erişemez, özgürlük yolunu kendisine açamaz.
Rusya'da, ulusal, özerk ve bağımsız bir devlet ,kurma, şimdiye değin,
bir tek ulusun, Büyük-Rus ulusunun ayrıcalığı olarak kalmıştır. Biz
Büyük-Rus proleterleri, hiç bir ayrıcalığı savunmayız ve bu ayrıcalığı
da savunmuyoruz. Savaşımımızda belirli bir devleti kendimize temel
olarak alıyoruz; o belirli devlet içindeki bütün ülkelerden işçileri
birleştiriyoruz; biz hiç bir özel ulusal gelişme yolunu savunamayız, biz
bütün olanaklı olan yollardan sınıf hedefimize doğru yürüyoruz.
Ama biz, her türlü milliyetçiliğe karşı savaşmazsak, çeşitli ulusların
eşitliği uğruna savaşım vermezsek, o hedefe doğru yol alamayız.Örneğin
Ukrayna'nın bağımsız bir devlet kurmasının kaçınılmaz olup olmadığı,
önceden kestiremeyeceğimiz binbir etkenin belirlediği bir şeydir. Biz,
boş "tahminler"le zaman yitirmeden, hiç kuşku götürmeyen şeyi,
Ukrayna'nın böyle bir devlet kurma hakkını olanca gücümüzle savunuruz.
Biz, bu hakka saygılıyız; biz, Büyük Rusların Ukraynalılar üzerindeki
ayrıcalıklı durumlarını desteklemeyiz; biz, yığınlara bu hakkı tanımayı
ve devlet kurma hakkının, herhangi bir ulusun tekelindeki bir ayrıcalık
olmasını reddetmeyi öğretiriz.
Burjuva devrimleri döneminde, bütün ulusların ileriye doğru
yaptıkları sıçrayışlarda, ulusal devlet kurma hakkı üzerinde çatışmalar
ve savaşımlar olanaklı ve olasıdır. Biz; proleterler, önceden,
Rusların ayrıcalıklarına karşı olduğumuzu ilan ediyoruz, ve bizim bütün
propagandamıza ve ajitasyonumuza yön veren budur.
Rosa Luxemburg, "pratik olma" çabasında, hem Rus proletaryasının, hem
de öteki ulusların proletaryasının başlıca pratik görevini unutmuştur:
her türlü devlet ayrıcalığına ve ulusal ayrıcalıklara karşı ve bütün
ulusların kendi ulusal devletlerini kurmada hak eşitliği uğruna günlük
bilinçlendirme ve propaganda görevini. Bu görev, (şu anda), ulusal
sorunda başlıca görevimizdir; çünkü biz, demokrasinin ve bütün
ulusların proleterlerinin eşit olarak ittifakının çıkarlarını ancak
böyle savunabiliriz.
Bu propaganda, Rus zalimleri açısından olduğu gibi, ezilen ulusların
burjuvazisi açısından da "pratik olmayabilir" (bunların her ikisi de
kesin bir "evet" ya da "hayır" yanıtı istiyorlar, ve sosyal-demokratları
"muğlak" olmakla suçluyorlar). Gerçekte ise, yığınların gerçekten
demokratik, gerçekten sosyalist eğitimini sağlayan bu propaganda ve
ancak bu propaganda olabilir. Ancak böyle bir propaganda, eğer Rusya
türdeş olmayan bir uluslar devleti olarak kalacaksa, bu ülkede olanaklı
olan en sağlam ulusal barışı, ve eğer uluslar için bölünmek sorunu
sözkonusu olacaksa, en barışçı bir biçimde (ve proletaryanın savaşımı
için de en zararsız biçimde) ayrı ayrı ulusal devletlere bölünmeyi
sağlamada en büyük şansa sahiptir.
Bunu, ulusal sorunda bu biricik proleter siyaseti daha somut olarak
açıklayabilmek için, Büyük-Rus liberalizminin "ulusların kendi
kaderlerini tayin etme hakkı" konusundaki tutumunu, ve Norveç'in
İsveç'ten ayrılması örneğini inceleyeceğiz.
LENIN |