Leninizm, ulusal sorunu başka
herhangi bir açıdan değil, devrim sorununa bağlı olarak ele alır.
Belki tuhaf görünüyor ama ulusal sorundaki leninist tavrın en
canalıcı noktasının, sorunu bulanık bir burjuva hümanizm
çerçevesinden değil de, devrim eksenine bağlı olarak değerlendirmesi
çok sık olarak unutulur. “Kültürel özerlik”le ilgili tartışmanın
bütün makalelerde çok geniş yer tutması ve Lenin’in bu “masum
görünen” konudaki kesin olumsuz bakışı, boşuna değildir. Çünkü
makaleler dikkatle okunduğunda kolayca görülür ki, aslında bu sorun
tıpkı parti tüzüğünün “üyelik maddesi”ne ilişkin 1903
tartışmalarında olduğu gibi, tarafların gerçekte ne istediklerine
ilişkindir. Yani, eğer bir devrim istiyorsanız, “herkesin üye
olabildiği” pelteleşmiş bir yapıya değil, devrimci militanlardan
oluşan bir savaş örgütüne ihtiyaç duyarsınız. Ve yine eğer bir
devrim istiyorsanız, “her ulusal topluluk için ayrı ayrı okullar
kurulması” anlamına gelen “kültürel özerklik” yerine, ulusların
kayıtsız şartsız özgürlüğünü ve ayrılma hakkını ve bölgesel
özerkliği savunursunuz. Lenin’in “ayrılma hakkı” gibi daha
“ulusalcı” görünen bir tezi savunurken “kültürel özerkliğe” karşı
çıkması ilk bakışta karmaşık gibi görünse de aslında çok zekice bir
politik sezgiye dayanmaktadır. Yoksa, Lenin’in dil ve kültür
konusunda en geniş özgürlüklerden yana olduğu ve daha sonraki sovyet
düzeninde mikro düzeydeki topluluklar için bile kültürel destekler
sunulduğu bilinir.
Ancak Lenin, çok uluslu ve dolaysıyla çok ülkeli bir devlette,
ayrılma hakkının ayrılma ya da özerklik hakkının ülke temelinde
olması gerektiğini vurgular. Bir ülke üzerinde yaşayan bir ulus,
içinde bulunduğu devletten ayrılabilir, yada bölgesel özerklik
temelinde veya başkaca bir biçim altında birlik yapabilir. Doğru
olan budur. Ancak birliği yada ayrılığı ülke temelinde koparıp,
etnik temel üzerinde geliştirmek ciddi bir şövenizm tehlikesini
bağrında taşır.
Somutlayacak olursak; Lenin, Rus çarlığının işgali altındaki
Gürcistan, Azerbaycan vb. ülkelerin UKTH temelinde ayrılma hakkını
kullanmasının veya bölgesel özerklik temelinde birliğini doğal
demokratik bir hakkın kullanılması olarak görür. Gürcistan’da,
Azerbaycan’da ya da Rusya’da Gürcülerin, Azerilerin ve Rusların
karışık olarak yaşadığı, çalıştığı, eğitim gördüğü pek çok birim
sözkonusudur. Lenin bunların birbirinden ayrılmasına kesin biçimde
karşı çıkar. Tiflis’deki, Bakü’deki, Moskova’daki her ulustan
işçiler tek bir devrimci yapıda, tek bir sendikada, tek bir okulda
birlikte mücadele etmeli, birlikte eğitim görmelidir. Bunun yanısıra,
Moskova’daki Gürcü yada Azeri çocuk, yada Tiflis’teki Rus yada Azeri
genç kendi dilini öğrenme konusunda tüm olanaklara sahip olmalıdır.
Kültürel özerklik savunucularının işçileri ve öğrencileri ulusal
aidiyet temelinde ayrı örgütlere, ayrı okullara ayrıma girişimlerini
ise gerici bir tutum olarak tanımlar.
Onun özenle vurguladığı ve her seferinde uzun uzun açıkladığı şey,
kapitalist fabrika düzeni tarafından kentlere yığılarak
“birleştirilen” değişik uluslardan proleterlerin, “okulların
ayrılması” yoluyla kuşaklar boyunca “birbirinden ayrılmasının”
sınıfın devrimci ayaklanmasının önünü kesebilecek bir tehlike
içerdiğidir; o, “böyle bir düşünceyi savunurlarken işçilerin
bölünebileceğini”, ulusların ayrılıkların öne çıkacağını, ulusal dar
görüşlülüğün gelişeceğini düşünmekte ve bu yüzden de her öğrencinin
kendi dilini özgürce öğreneceği bir ortamın yaratılmasını ısrarla
savunurken, “okulların ayrılması”na de aynı şiddetle karşı
çıkmaktadır.
Yani sonuçta, Lenin bakımından asli sorun, devrim için bir araya
getirilerek ayaklandırılması gereken yığınların bölünmemesi,
enternasyonalist bir geleceğin zeminini oyacak ulusal dar
görüşlülüğün gelişeceği bir temel yaratılmamasıdır; baskı altında
tutulan ulusların ayrılma özgürlüğünü savunmak ile herhangi bir
devrimi yüz yıl geriye itecek bir kültürel bölünmeyi reddetmek
arasında bir çelişme bulunmamaktadır.
M. SEYHAN, Barikat