|
|
ULUSAL-TOPLULUKLAR YA DA "ÖZERKLEŞTİRME"
SORUNU
Resmen Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği sorunu olarak adlandırılan
o ünlü özerkleştirme sorununa, Rus işçilerinin yeterli etkinlikle ve
kararlılıkla müdahale etmemiş olmaları konusunda çok ihmalkar
davrandığımı sanıyorum. Geçen yaz bu sorun ortaya çıktığında ben
hastaydım; ve daha sonra, sonbaharda, bana bu soruna müdahale etme
fırsatını verecek olan iyileşmeme ve Ekim ve Aralık aylarındaki genel
toplantılara[94] çok fazla güvenmiştim. Ama (bu sorunun ortaya çıktığı)
Ekim Genel Toplantısına ve Aralıkta yapılmış olanlara katılamadım, ve
böylece bu sorun, hemen tümüyle benim dışımda kaldı.
Kafkasya'dan gelen ve Gürcistan'daki durum konusunda bana bilgi veren
Jerjinski yoldaş ile konuşacak kadar zaman bulabildim ancak. Zinovyev
yoldaş ile de birkaç sözcük konuşma ve bu konudaki kaygılarımı belirtme
olanağını da buldum. Gürcistan olayını "araştırmak" üzere MK tarafından
gönderilen komisyonun başında bulunan Jerjinski yoldaşın bana
söylediklerinden ancak büyük bir kaygıya kapılabilirdim. Jerjinski
yoldaşın bana söylediği gibi, eğer olaylar Orjonikitze'nin maddi şiddet
kullanmasına yolaçacak kadar gelişmiş ise, kendimizi ne büyük bir çıkmaz
içine sokmuş olduğumuzu görebiliriz. Besbelli ki, tüm bu "özerkleştirme"
işi kökten yanlış ve kötü bir biçimde zamanlanmıştı.
Birleşik bir aygıtın gerekli olduğu söyleniyor. Bu inanç nereden
geliyordu? Bu, günlüğümün daha önceki bölümlerinden birinde belirtmiş
olduğum gibi, çarlıktan aldığımız ve bir miktar Sovyet yağı ile
yağladığımız o aynı Rus aygıtından gelmiyor mu?
Kuşkusuz, bu önlem, bu aygıtımızın kendi öz aygıtımız olduğu konusunda
emin olduğumuzu söyleyebilene dek bir süre ertelenmeliydi. Ama şimdi
mutlaka bunun tersini, kabul etmek zorundayız; kendimizin diye
adlandırdığımız bu aygıt, gerçekte, henüz bize oldukça yabancıdır; bu,
bir burjuya ve çarlık türlüsüdür ve öteki ülkelerin yardımları
olmaksızın geçen beş yıl içersinde bundan kurtulma olanağı yoktu ve
çünkü zamanımızın büyük bir bölümünde askeri çarpışmalarla ve açlığa
karşı savaşımla "uğraşmaktaydık".
Pek doğaldır ki, bu koşullar altında, kendimizi onunla mazur
gösterdiğimiz "birlikten çekilme özgürlüğü", halis Rus olanların,
Büyük-Rus şoveninin, tipik Rus bürokratı gibi, özünde bir alçak ve
müstebit olanın saldırısından, Rus olmayanları savunamayan bir kağıt
parçası olacaktır. Sovyetin ve sovyetleşmiş işçilerin son derece az bir
oranının, süte düşmüş sinek gibi, şoven Büyük-Rus ayaktakımının (sayfa
228) dalgası içersinde boğulacağından kuşku yoktur.
Bu önlemi savunmak için, Halk Komiserlerinin ulusal psikoloji ve ulusal
eğitimle doğrudan ilgilenen ayrı organlar oluşturdukları söyleniyor. Ama
orada şu soru ortaya çıkıyor: bu Halk Komiserleri tamamen bağımsız bir
duruma getirilibilir mi? ve ikinci olarak: halis Rus zorbalarına karşı
Rus olmayanlara gerçek bir güven sağlayacak önlemleri almakta yeterli
titizliği gosterdik mi? Böyle önlemler alabilecekken ve almamız
gerekirken, bu önlemleri aldığımız kanısında değilim.
Sanıyorum ki, Stalin'in aceleciliği ve katıksız yönetim sevdası, onun o
ünlü "sosyal-milliyetçiliğe" karşı duyduğu kin ile birlikte burada vahim
bir rol oynamıştır. Genel olarak siyasette, kin, en aşağılık şeydir.
Ayrıca, korkarım ki, şu "sosyal-milliyetçiler"in, "cinayeti"ni incelemek
üzere Kafkasya'ya giden Jerjinski yoldaş, orada, halis Rus kafa
yapısıyla hareket etmiştir (öteki ulusal-topluluklardan gelen ruslaşmış
kimselerin bu Rus kafa yapısını aşırılaştırdığı, herkesçe bilinen bir
gerçektir) ve onun komisyonunun tümünün yansızlığı Orjonikitze'nin kaba
kuvvete başvurmasıyla yeterince ortaya çıkmıştır. Böylesine Ruslara özgü
kaba kuvvet kullanılmasını hiç bir provokasyonun ve hatta hiç bir
hakaretin haklı gösteremeyeceğini ve Jerjinski yoldaşın buna karşı
yumuşak bir tutum takınmakla bağişlanmaz bir biçimde suçlu olduğunu
sanıyorum.
Kafkasya'daki bütün yurttaşlar için yetkili olan Orjonikitze idi.
Orjonikitze'nin, kendisinin ve Jerjinski'nin sözünü ettikleri aşırı
alınganlığa kapılmaya hakkı yoktu. Tersine, Orjonikitze'nin, herhangi
sıradan bir yurttaştan, ve "siyasal" bir suçla suçlanan bir kimseden ise
hele hiç istenemeyecek bir soğukkanlılıkla hareket etmesi gerekirdi. Ve
doğruyu söylemek gerekirse bu sosyal-milliyetçiler, siyasal bir suçla
suçlanan yurttaşlardı ve onlara yüklenilen suç bir başka biçimde ifade
edilemezdi.
Burada önemli bir ilke sorunu ile karşı karşıyayız; enternasyonalizm
nasıl anlaşılmalıdır?
30 Aralık 1922
M. V. tarafından yazıya geçirilmiştir.LENİN
-------
ULUSAL-TOPLULUKLAR YA DA "ÖZERKLEŞTİRME" SORUNU (DEVAM)
Ulusal sorun konusundaki yazılarımda genel olarak milliyetçilik
sorununun soyut bir biçimde konuluşunun hiç bir yararı olmadığını
söylemiştim. Ezen bir ulusun milliyetçiliği ile ezilen bir ulusun
milliyetçiliği arasında, büyük bir ulusun milliyetçiliği ile küçük bir
ulusun milliyetçiliği arasında zorunlu olarak bir ayrım yapmak gerekir.
İkinci türden milliyetçilik açısından, büyük bir ulusun mensupları olan
bizler, tarihsel pratiğe, sayısız şiddet olaylarının hemen her zaman
suçlusu olduk. Ayrıca, çoğu kez, farkında olmadan, şiddete başvurur ve
başkalarına horgörüyle davranırız. Rus olmayanlara karşı nasıl
davranıldığı konusunda Volga anılarımı, ve Polonyalıların nasıl
Polyaçişkadan başka bir adla çağrılmadıklarını, Tatarlara nasıl Prens
takma adı verildiğini, Ukraynalıların nasıl her zaman Hohollar ve Gürcü
ve öteki Kafkas uluslarına mensüp olanların nasıl hep Kafkasyalılar diye
adlandırıldıklarını anımsamak yeter.
İşte bundan ötürü, ezenlerin ya da (salt şiddetlerinden, salt büyük
zorbalar olmalarından ötürü büyük olmalarına karşın) "büyük" uluslar
diye adlandırılanların enternasyonalizmi, yalnızca ulusların biçimsel
eşitliklerini kabul etmekle kalmamalı, ezen ulusun, büyük ulusun eşit
olmayan (sayfa 230) davranışlarını da günlük uygulamada görülen
eşitsizliği giderecek biçimde kucaklamalıdır. Bunu anlamayan bir kimse,
ulusal soruna karşı gerçek proleter tutumu kavramamış demektir,
görüşleri açısından henüz esas olarak küçük-burjuva görüşe sahiptir, ve
bu yüzden de, burjuva görüş açısı düzeyine indiğinden kuşku yoktur.
Proleter için önemli olan nedir? Rus olmayanların proleter sınıf
savaşımına mümkün olan en büyük güveni duyacakları konusunda kendisine
güvence verilmesi, proleter için yalnızca önemli değil, aynı zamanda,
mutlaka gereklidir. Bunu güvence altına almak için neye gerek vardır?
Bunu yalnızca eşitlik formülü ile değil, "emperyalist" ulusun
hükümetinin, başka soydan gelenlerde tarih boyunca doğurduğu
güvensizliği, kuşkuyu, şikayetleri, şu ya da bu biçimde takınılacak bir
tutumla ya da ödünlerle gidermek de gerekir.
Sanırım bunu, ayrıntılarıyla,bolşeviklere, komünistlere açıklamanın
gereği yoktur. Gürcü ulusu sözkonusu olduğu kadarıyla, bu olayın bizi
tipik bir durumla, gerçek proleter tutumun derin dikkati, anlayışlılığı
ve uzlaşmaya hazır oluşunun bizim için bir zorunluluk haline getirdiği
bir durumla karşı karşıya getirdiğini sanıyorum. Sorunun bu yanına
kayıtsız kalan, ya da (bizzat kendisi asıl ve gerçek "sosyal-milliyetçi"
ve hatta kaba bir Büyük-Rus zorbası olduğu halde) dikkatsizce sağa sola
"sosyal-milliyetçi" suçlamaları yağdıran bu Gürcü, özünde proleter sınıf
dayanışmasının çıkarlarını ayaklar altına alıyor; çünkü ulusal
adaletsizlik kadar başka hiç bir şey proleter sınıf dayanışmasının
gelişmesini ve güçlenmesini engelleyemez; "küskün" uluslara mensup
olanlar, salt ihmal ya da tavırdan ötürü olsa bile, eşitlik duygusuna ve
bu eşitliğin çiğnenmesine ―bu eşitliğin proleter yoldaşlar tarafından
çiğnenmesine- olduğu kadar başka hiç bir şeye karşı böylesine duyarlı
değillerdir. İşte bu yüzdendir ki, bu durumda, ulusal azınlıklara (sayfa
231) gereğinden fazla ödün vermek ve yumuşak davranmak, gereğinden daha
az ödün vermekten ve yumuşak davranmaktan daha iyidir. İşte bu yüzdendir
ki, bu durumda proleter dayanışmanın temel çıkarı ve bunun sonucu olarak
da proleter sınıf savaşımı, ulusal sorun karşısında hiç bir zaman
biçimsel bir tutum takınınamamızı, her zaman ezilen (ya da küçük) ulusun
proletaryasının, ezen (ya da büyük) ulusa karşı özgün tutumunu hesaba
katmamızı gerektirir.
M. V. tarafından yazıya geçirilmiştir.
31 Aralık 1922 LENİN
-------
NOTLARA DEVAM
31 Aralık 1922
Şimdiki durumda ne gibi pratik önlemler alınmalıdır?
Birincisi, sosyalist ctımhuriyetlerin birliğini sürdürmeli ve
güçlendirmeliyiz. Bu konuda kuşkuya yer olamaz. Bu önlem, bizim için ve
dünya burjuvazisine karşı savaşımında ve burjuva entrikalarına karşı
savunmasında dünya komünist proletaryası için zorunludur.
İkincisi, sosyalist cumhuriyetlerin birliği, kendi diplomatik aygıtı
için korunmalıdır. Yeri gelmişken, bu aygıtın, devlet aygıtımızın
müstesna bir parçası olduğunu belirtelim. Eski çarlık aygıtından etkin
bir tek kişiyi bile bu aygıtın içersine sokmadık. Herhangi bir yetkiye
sahip bütün kesimler komünistlerden oluşturulmuştur. Bu yüzdendir ki, bu
aygıt daha şımdiden, öteki Halk Komiserliklerinde yapmak zorunda
kaldığımızdan çok daha büyük bir ölçüde eski çarcı burjuva ve
küçük-burjuva öğeleri temizleyip atan güvenli bir komünist aygıt adını (bu
çok rahatlıkla söylenebilir)(sayfa 232) haketmiştir.
Üçüncüsü, Orjonikitze yoldaş örnek olabilecek bir biçimde
cezalandırılmalıdır (onun kişisel bir dostu ve yurtdışında birlikte
çalışmış olduğum bir kimse olarak, bunu büyük bir üzüntüyle söylüyorum)
ve Jerjinski komisyonunun toplamış olduğu bütün malzemenin, incelemek,
tamamlamak ya da yığınla yanlışı ve kesinlikle içerdiği önyargıları
düzeltmek için, yeniden gözden geçirilmesi gereklidir. Bütün bu halis
Büyük-Rus milliyetçi seferberliğinin siyasal sorumluluğu, elbette,
Stalin'in ve Jerjinski'nin sırtına yüklenmelidir.
Dördüncüsü, birliğimizin Rus olmayan cumhuriyetlerinde ulusal dilin
kullanılması konusunda çok kesin, kurallar konulmalı ve bu kurallar özel
bir dikkatle denetlenmelidir. Kuşkusuz, bugünkü durumuyla, aygıtımızda,
demiryolu hizmetleri birliği, mali hizmetler birliği, vb. örtüler
altında yığınla halis Rus yolsuzlukları bulunması kaçınılmazdır. Bu
yolsuzluklara karşı savaşım için, bu savaşıma katılanların özel
içtenliği dışında, özel bir yaratıcılık gereklidir. Ayrıntılı bir yasa
gerekecektir, ve ancak sözkonusu cumhuriyette yaşayan kimseler böyle bir
yasayı başarılı bir biçimde hazırlayabilirler. Ama bununla birlikte, bu
çalışmanın bir sonucu olarak, önümüzdeki Sovyetler kongresinde geriye
doğru bir adım atmayacağımızdan, yani Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler
Birliği'ni yalnızca askeri ve diplomatik işlerle sınırlayıp bütün öteki
alanlarda tek tek Halk Komiserliklerinin tam bağımsızlıklarını yeniden
sağlayacağımız konusunda şimdiden güvenli olamayız.
Akılda tutmak gerekir ki, Moskova ve öteki merkezleri ilgilendirdiği
kadarıyla, Halk Komiserliklerinin ademi-metkezileştirilmesi ve
çalışmalarında uyumluluk yokluğu, eğer bu yeterli bir sağduyu ve
yansızlıkla uygulanırsa, parti otoritesi tarafından yeterince
dengelenebilir: ulusal aygıtlarla Rus aygıtı arasında birlik
bulunmayışının devletimize (sayfa 233) getireceği zararlar, yalnızca
bize gelecek olandan değil, bütün Enternasyonale ve yakın geleceğin
tarih sahnesinde bizi izlemek durumunda olan Asya'nın yüzmilyonlarca
halkına gelecek zararlardan çok daha azdır. Kendi öz Rus olmayan
milliyetlerimize karşı çok önemsiz de olsa, küçük bir kabalık ya da
haksızlık, Doğunun doğuşunun şafağında, tam da uyandığı bir sırada, Doğu
halklarının yanında saygınlığımızı yıkacak olursak, bu, bağışlanmaz bir
oportünizm olur. Kapitalist dünyayı savunan Batının emperyalistlerine
karşı birleşme gerekli bir şeydir. Bu konuda küşku olamaz ve benim bunu
kayıtsız şartsız onayladığımı söylemem yersizdir. Ama, önemsiz konularda
da olsa, ezilen ulusal-topluluklara karşı emperyalist bir tutuma
düşmemiz ve böylece bütün inançlı içtenliğimizi, emperyalizme karşı
savaşımda bütün inançlı savunmamızı yıkmak ise bir başka şeydir. Ama
dünya tarihinin yarını, emperyalizm tarafından ezilen ve uyanmakta olan
halkların ensonu ayağa kalktığı ve kurtuluşları için kesin, uzun ve
zorlu bir savaşıma başladığı gün olacaktır.
31 Aralık 1922
M. V. tarafından yazıya geçirilmiştir.
|