|
|
ULUSLARIN EŞİTLİĞİ VE ULUSAL AZINLIĞIN
HAKLARI
Ulusal sorunun tartışmasında Rusya oportünistlerinin en çok
başvurdukları yöntem, Avusturya örneğini ileri sürmektir. Severnaya
Pravda'daki yazımda (Prosveşçenye, n°10, s. 96-98) -ki oportünistler bu
yazıya karşı savaş açmışlardı (Bay Semkovski, Novaya Raboçaya Gazeta'da,
[27] Bay Liebmann da Zeit'ta)- ulusal sorunun biricik çözümünün, bu
sorun kapitalist dünyada çözümlenebildiği kadar, tutarlı demokratizm
olduğunu belirttim. Ve bu görüşümü tanıtlamak için İsviçre örneğini
verdim.
Bu örnek, yukarda adı geçen iki oportünistin hoşuna gitmemiş; bunlar,
görüşümü çürütmeye ya da kapsamını daraltmaya çalışıyorlar. Kautsky'ye
göre, İsviçre, eşi-benzeri bulunmayan bir örneği temsil edermiş: güya
İsviçre'de tamamen kendine özgü bir merkeziyetsizlik, kendine özgü bir
tarih, özel coğrafi koşullar ve nüfusun son derece özgün bir dağılması
vb., vb. varmış.
Bunlar; tartışmanın temel konusundan kaçma çabalarından başka bir şey
değildir. Kuşkusuz türdeş (homogène) (sayfa 39) bir ulusal devlet olmama
anlamında İsviçre'nin kendine özgü bir durumu vardır. Ama aynı kendine
özgü durum (ya da Kautsky'nin eklediği gibi aynı gerilik durumu)
Avusturya'da da, Rusya'da da vardır. Kuşkusuz, İsviçre'de, bu ülkenin
tarihinin ve geleneklerinin özel, özgün koşulları, komşu Avrupa
ülkelerinin çoğundakinden daha çok demokratizmi sağlamışlardır.
Ama bir örnekten bazı şeyler alma sözkonusu olduğuna göre, bütün
bunların burada yeri yoktur. Bugünkü koşullarda şu ya da bu kurumun
tutarlı bir demokratizmin ilkelerine uygun olarak gerçekleştirildiği
ülkelerin hepsi, bir bakıma, eşi-benzeri bulunmayan ülkelerdir. Bu,
bizim, programımızda bütün kurumlarda tutarlı bir demokratizmin
uygulanmasını istememize engel olur mu?
İsviçre'nin özelliğini meydana getiren şey, tarihidir, coğrafi
koşullardır ve başka şeylerdir. Rusya'nın özelliğini meydana getiren şey,
burjuva devrimler döneminden bugüne kadar eşi görülmemiş güçte bir
proletaryadır ve nesnel olarak (türlü belalar ve yıkımlara sürüklenme
önlenecekse) görülmedik hızda ve kararlılıkta bir ilerlemenin
gerekliliğidir.
Proletaryanın görüş açısından hareket ederek bir ulusal program
hazırlıyoruz. En iyi örnekler yerine en kötü örneklerin alındığı nerede
görülmüştür?
Her ne olursa olsun, kapitalist düzende ulusal barışın (gerçekleşebildiği
kadar) yalnızca demokratizmin tutarlı bir tarzda uygulandığı ülkelerde
gerçekleştirildiği tartışma götürmez bir gerçek değil midir?
Böyle bir şey, tartışma götürmeyeceğine göre, İsviçre yerine Avusturya
örneğini inatla ileri süren oportünistler, tıpkı Avrupa'nın en iyi
anayasalarından esinleneceklerine, en kötülerini kopya eden kadetler
gibi davranmaktadırlar.
İsviçre'de üç devlet dili vardır, ama referandumlar sırasında yasa
tasarıları beş dilde basılır, yani üç devlet (sayfa 40) dilinde ve
"Latin kökenli" iki lehçede, 1900 sayımına göre bu iki lehçeyi
konuşanlar 3.315.443 nüfus üzerinden 38.651 kişidir, yani %1'den biraz
fazla. Ordudaki subaylar ve assubaylar "erlere kendi anadillerinde hitap
etmekte tam serbesttiler". Grisons ve Valais kantonlarında (ki bunların
her birinin nüfusu 100.000'in üstündedir), sözkonusu iki lehçe, tam bir
eşitlikten yararlanmaktadır.[4*]
Şu soru karşımıza çıkıyor: ileri bir ülkenin bu canlı deneyimini yaymalı
ve savunmalı mıyız,yoksa Avusturyalıların dünyanın hiç bir yerinde
denenmemiş olan (ve Avusturyalıların kendilerinin de henüz kabul
etmedikleri) "bölgeler-dışı özerklik" türünden icatlarını kabul mü
etmeliyiz?
Böyle bir icadı öğütlemek, okulun milliyetlere göre bölünmesini savunmak
demektir, yani açıkça zararlı bir propagandaya katılmak demektir. Oysa
İsviçre deneyimi, bir devletin bütünü içinde (başkalarına göre) tutarlı
bir demokratizm düzeni altında, (gene başkalarına göre) en büyük ulusal
barışı sağlamanın pratikte olanaklı olduğunu -ve bu gerçekleşmiş bir
şeydir- bize göstermektedir.
"Sorunu incelemiş olanlar, İsviçre'de ulusal sorunun Doğu Avrupa'daki
anlamıyla var olmadığını söylemektedirler. Ulusal sorun terimi bile
burada bilinmemektedir..." "İsviçre, ulusal-topluluklar arası savaşımı,
artık çok geride kalmış bir dönemde aşmıştır, 1797-1803'te."[5*]
Bu demektir ki, zamanının feodalizmden kapitalizme geçiş ile ilgili
sorunlarını en demokratik tarzda çözüme bağlamış olan büyük Fransız
devrimi dönemi, ulusal sorunu da, geçerken "çözüme" bağlayabilmiştir.
Şimdi de kalksın Semkovskiler, Liebmann'lar ve öteki oportünistler bu
çözümün "ancak ve ancak İsviçre'ye özgü" olduğunu ve Rusya'nın herhangi
bir bölgesine, hatta şimdiden 209.000 nüfus içinde, kendi-ülkelerinde
dil bakımından (sayfa 41) tam bir hak eşitliğinden yararlanmak isteyen
40.000 yurttaşın konuştuğu iki lehçenin bulunduğu Rusya'nın bir
bölgesinin bir bölümüne uygulanamayacağını öne sürmeyi denesinler!
Ulusların ve dillerin tam eşitliği propagandası, her ulusta demokratik
ilkelerin tutarlı olarak uygulanmasından yana olan öğeleri (yani
yalnızca proleterleri) , onları ulusal topluluklarına göre değil,
devletin genel yapısında derin ve ciddi olumlu değişiklikleri
gerçekleştirme özlemlerinden ötürü birleştirerek toplu hale getirir.
Buna karşı, "ulusal kültür özerkliği" propagandası, bazı grupların ve
kişilerin dileklerine karşın, ulusları böler ve gerçekte bir ulusun
işçilerini kendi burjuvazisine yaklaştırır (ünlü "ulusal kültür
'özerkliği"nin bütün Yahudi burjuva partileri tarafından benimsenmesi).
Tam hak eşitliği ilkesi, ulusal azınlıkların haklarının güvence altına
alınmasına sıkı sıkıya bağlıdır. Severnaya Pravda'daki yazımda, bu ilke,
sonradan marksistlerin kongresinde alınan resmi ve daha tam ve belirli
kararda ifade edildiği tarzda ele alınmıştır. Bu karar, "uluslardan
birine tanınan her türlü ayrıcalığın ve bir ulusal azınlığın haklarının
her türlü ihlalinin hiç olmamış olduğunu beyan eden bir temel yasanın
anayasaya konmasını" istemektedir.
Bu formülle alay etmeye kalkan Bay Liebmann soruyor: "Peki, bir ulusal
azınlığın haklarının neler olduğunu nasıl bileceğiz?" Ulusal okullarda
kendi "ders programına" sahip olma hakkı, bu haklar arasında mıdır?
Kendi yargıçlarına memurlarına, kendi okullarına ve anadiline sahip olma
hakkından yararlanabilmek için bir ulusal azınlığın önemi ne olmalıdır?
Bay Liebmann bu sorulardan "kesin" bir ulusal programın gereğine varmak
istemektedir.
Gerçekte bu sorular, bundçuluğun, ufak-tefek ayrıntılar ve özellikler
üzerindeymiş gibi görünen bir tartışmadan yararlanarak, bize nasıl bir
gericilik metaı sunma çabasında (sayfa 42) olduğunu açıkça gösterir.
Kendi ulusal okulunda "kendi ders programı"!.. Marksistlerde, sevgili
milliyetçi-sosyalist, örneğin mutlak olarak laik bir okulu gerektiren
ortak bir okul programı vardır. Marksistler açısından, demokratik bir
devlette hiç bir zaman ve hiç bir yerde bu ortak programdan ayrılmak
mümkün değildir (ve bu programa dil vb. gibi "yerel" maddeleri katmak
bölgenin halkına ait bir iştir). Okul alanını "devletin ,yetki alanından
çıkararak" ulusal-topluluklara vermeyi amaç edinen ilkeye gelince,
bundan çıkan sonuç şudur ki, bizim demokratik devletimizde, biz işçiler,
halkın kuruşlarını, papaz okulları açmak için harcama olanağını
"ulusal-topluluklara" tanıyacağız! Farkında olmadan Bay Liebmann,
"ulusal kültür özerkliği"nde gerici nitelikte ne varsa hepsini açıkladı!
"Bir ulusal azınlığın önemi ne olmalıdır?" Bundçuların o kadar övdükleri
Avusturya programı bile bu noktada bir şey söylememektedir. Bu program
(bizdekinden daha kısa ve daha az açık bir tarzda) şunu beyan eder:
"Ulusal azınlıkların hakları, imparatorluk Parlamentosu tarafından kabul
edilen bir özel yasayla güvence altına alınır." (Brünn programı, § 4.)
Acaba niçin, hiç kimse, Avusturyalı sosyal-demokratları, bu yasanın
ayrıntılı olarak açıklanması için sorguya çekmemiştir? Sözkonusu olan
hakların tam olarak ne olduğu ve hakları güvence altına alınacak olan
azınlığın hangisi olduğu konusunda bilgi istememiştir.
Çünkü her aklı başında kimse anlar ki, bir programda, ayrıntı
niteliğindeki sorunları önceden belirlemek gereksiz ve olanaksızdır.
Program, ancak, temel ilkeleri saptar. İncelediğimiz örnekte, temel
ilke, Avusturyalılarda üstü örtülü biçimde ve Rusya marksistlerinin son
kongre kararında da açıkça ifade edilmiştir. Bu ilke, hiç bir ulusal
ayrıcalık ve hiç bir ulusal eşitsizlik tanımamak, bunlara göz (sayfa 43)
yummamaktan ibarettir.
Bundçuyu ,bu konuda aydınlatmak için somut bir örnek ele alalım. St.
Petersburg kentinde, 18 Ocak 1911'de, okul sayımı, Ulusal "Eğitim"
Bakanlığına bağlı ilkokullarda 48.076 öğrenci bulunduğunu ve bunların
396'sının, yani % 1' den azının Yahudi olduğunu göstermiştir. Ayrıca iki
Romanyalı, bir Gürcü, üç Ermeni vb. vardır.[28] Bu ilişkiler ve koşullar
çeşitliliğini kucaklayan "kesin" bir ulusal program yapma olanağı var
mıdır? (Kuşkusuz, Petersburg, Rusya'nın ulusal bakımdan en "karışık"
kenti değildir.) Öyle sanılır ki, bundçular gibi ulusal "inceliklerin"
uzmanları bile, böyle bir programı yapmayı göze alamazlar.
Devletin anayasasında azınlık, haklarını ihlal eden her türlü önlemleri
yetersiz ilan eden bir temel yasa olsaydı, her yurttaş, devlet hesabına,
örneğin, Yahudi dili, Yahudi tarihi vb. okutacak özel öğretmenlerin
görevlendirilmesini, ya da Yahudi, Ermeni ve Romanyalı çocuklar için,
hatta tek bir Gürcü çocuğu için resmi bir lokal ayrılmasını yasaklayan
yasa ve kararnamelerin yürürlükten kaldırılmasını isteyebilirdi. Her
durumda, hak eşitliği temeli üzerinde, ulusal azınlıkların akla-yakın ve
gerçekleştirilebilir isteklerini karşılamak hiç de olanaksız değildir ve
bu eşitliği savunmanın zararlı olduğunu kimse söyleyemez. Tersine,
örneğin Petersburg'un Yahudi çocuklarına ayrılmış bir Yahudi okulu
isteyerek, okulun uluslara göre bölünmesini savunmak, elbette ki,
zararlı olur; 1, 2 ya da 3 çocuktan ibaret olsa da bütün ulusal
azınlıklar için ulusal okulların kurulması ise, yalnızca olanaksızdır.
Üstelik ülke çapındaki hiç bir genel yasa, bir ulusal azınlığın, kendi
özel okuluna ya da tamamlayıcı derslerde vb. özel öğretmenlere hak
kazanabilmesinin, ne ölçüde olacağını saptayamaz.
Buna karşılık, hak eşitliği üzerine ülke çapındaki genel yasa, özel
genelgelerle, bölge diyetlerinin, kentlerin, zemstvoların, (sayfa 44)
toplulukların vb. kararnameleriyle pekala ayrıntılarına kadar
saptanabilir ve geliştirilebilir.
LENIN |